“Günde bir iki defa uygulanan ilaçlardan ziyade haftada bir uygulama giderek yaygınlaşıyor. Bu durum hastanın kullanım kolaylığı açısından önemli. Yapılan araştırmalar hastaların haftada bir aldıkları ilaçları tercih ettiğini gösteriyor. Onun dışında insülin tedavisi ile ilgili yenilikler var. İnsülin tedavisine artı olarak kan şekerini sürekli ölçen cihazların varlığı hasta üzerinde çok önemli etkiler sağlıyor. Çünkü parmaktan ölçüm yerine hasta kendisine takılan küçük bir sensörle şekerini her an görme imkanına sahip oluyor.”

Öncelikle okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız?
13.07.1962 tarihinde Sinop’ta doğdum. İlköğrenimimi Bakırköy Yavuzevler İlkokulu’nda, orta öğrenimimi İstanbul Erkek Lisesi’nde tamamladım. 1980 yılında girdiğim İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden 1986 yılında mezun oldum. Bir yıllık zorunlu hizmetimi Kasım 1986-Aralık 1987 tarihleri arasında Marmaris Devlet Hastanesi’nde tamamladım. 1987 yılı Eylül ayında Tıpta Uzmanlık Sınavı’nı kazandım ve 04.01.1988 tarihinde, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimine başladım. 1992 yılında iç hastalıkları uzmanı oldum ve İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Diyabet ve Metabolizma Bilim Dalı’na araştırma görevlisi olarak atandım. 1993 yılında International Diabetes Federation, Education Foundation bursu ile Almanya, Düsseldorf Heinrich Heine Üniversitesi, Diabet ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nde diyabetik hasta eğitimi ve diabetik ayak ile ilgili çalışmalar yaptım. 1993 yılında International Diabetes Federation Mary Jane Mayes Scholar ödülünü kazandım. 1997 tarihinde İç Hastalıkları dalında doçent ve 2003 yılında profesör unvanını aldım. 2005 yılında endokrinoloji uzmanı oldum.
İstanbul Erkek Liseliler Derneği, Türk Diyabet Cemiyeti, Diyabet, Obezite ve Beslenme Derneği, European Association for the Study of Diabetes (EASD) Obezite Araştırma Derneği üyesiyim. Almanca ve İngilizce biliyorum. Evli ve bir çocuk annesiyim.
Halen İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrinoloji, Metabolizma ve Diyabet Bilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktayım. Ayrıca, muayenehanemde özel hastalarımı görmekteyim.

Metformin, diyabet tedavisinde uzun zamandır metformin tüm kılavuzlarda ilk seçenek olarak sunuluyor. Bunun yanına eklenecek ikinci ve üçüncü ilaçlar hep tartışılıyor. Sizce hangi hasta tipine göre, hangi ilaç metformine yardımcı olmalı?
Metformin ilk seçenek, ama bazen metforminin hasta tarafından özellikle sindirim sistemine yan etkileri nedeniyle tolere edilemediği durumlar oluyor. Böyle durumlarda yine metformin dışı bir ilaç ilk seçenek de olabiliyor.
İkinci seçenek ve tedavi alternatifi olarak konuşulan ilaçlar çok çeşitli. Bunların bir kısmı insülin salınımını arttırıyor, bir kısmı böbrekten şeker atılımını arttırıyor, bir kısmı da tokluk oluşturarak hem insülin salınımını arttırıp hem de glukagonu baskılayan (Ama glikoz düzeylerine bağımlı etki gösteren) GLP-1 reseptör agonistleri olabiliyor. Yine aynı sistem üzerinden inkretin mimetik ilaçlar dediğimiz grubun bir diğer üyesi DPP-4 inhibitörleri olabiliyor.

Kullanacağınız ilaçları seçerken hasta açısından hangi kriterleri göz önünde bulunduruyorsunuz?

Bu ilaçları seçerken; hastanın durumu, klinik özellikleri, bir takım ilave sorunlarının olup olmadığı gibi faktörler bizi yönlendiriyor. Hastanın kan şekeri düzeyi nedir, açlık şekeri mi yüksek tokluk şekeri mi yüksek gibi sorulara cevap verip, ondan sonra ilerliyoruz. Bir de tabi hastanın yaşı ve hipoglisemi riski önem taşıyor.

Mevcut tedavi yöntemleri hakkında detaylı bilgi alabilir miyiz? Diyabet tedavisinde hangi ilaçları kullanıyorsunuz?
Sülfonilüreler, insülin salınımını arttıran ilaçlar var. Bunların içinde metformin dışında gliklazit özellikle ön plana çıkıyor.
Daha kısa etkili insülin salınımını arttıranlar ilaçlar da var. Sülfonilüre benzeri insülin salıverilmesini arttırıcı, hemen tokluk şekerini kontrol eden repaglinid ve nateglinid gibi ilaçlar var.
Alfa glikozidaz inhibitörleri dediğimiz ince bağırsaktan glikoz emilimini bozan ve tokluk, kan şekeri üzerine etki gösteren tokluk hiperglisemi olan hastalarda yarar sağlayan ilaç grubu var.
Bir de inkretin mimetik ilaçlar var. Bunlar 2 gruba ayrılıyor. Bir hap olarak kullanılan DPP-4 inhibitörleri var. Bunların içinde sitagliptin, vildagliptin, saksagliptin ve linagliptini sayabiliriz. Linagliptinin böbrek yetersizliği olan hastalarda kullanımı mümkün olduğu için bir farklılığı var. Yine inkretin mimetik ajanlar içinde GLP-1 reseptör agonistleri Türkiye’de var. Bunlardan da exenatide, liraglutid, dulaglutide kullanılıyor. Bu üç ilaç arasında dulaglutide haftada bir uygulanabilen yeni bir tedavi seçeneği. Ayrıca çeşitli insülinler var.

Diyabet tedavisinde yaşanan yenilikler neler? Hastaların hayatını kolaylaştıracak ne gibi gelişmeler yaşanıyor?
Uzun etkili ilaçlardan söz edebiliriz. Günde bir iki defa uygulanan ilaçlardan ziyade haftada bir uygulama giderek yaygınlaşıyor. Bu durum hastanın kullanım kolaylığı açısından önemli. Yapılan araştırmalar hastaların haftada bir aldıkları ilaçları tercih ettiğini gösteriyor. Onun dışında insülin tedavisi ile ilgili yenilikler var. İnsülin tedavisine artı olarak kan şekerini sürekli ölçen cihazların varlığı hasta üzerinde çok önemli etkiler sağlıyor. Çünkü parmaktan ölçüm yerine hasta kendisine takılan küçük bir sensörle şekerini her an görme imkanına sahip oluyor. Bu cihazlar günde 250 ölçüm yapabiliyor. İnsüline artı olarak kan şekeri takibi hastaların, tedavide çok önemli olumlu etkilere ulaşmasını sağlıyor.
Yeni ilaç grupları, kardiyovasküler hastalıkların riskini azaltma özelliğine sahip olan ve aynı zamanda kilo verdiren ilaçlar. Bunlardan SGLT-2 inhibitörü dediğimiz böbrekten şeker atılımını arttıran ilaçlara yönelik yayınlanan EMPA-REG çalışması çok önemli bir araştırma. Bu çalışma glukozaminin kullanılmaya başladığı andan itibaren, bir yandan kan şekerini düşürürken bir yandan dakalp damar hastalıklarına bağlı ölümleri azalttığını gösterdi.
Kalp damar hastalığı üzerine olumlu etkileri vurgulayan bir diğer çalışma, LEADER çalışması. Bu çalışmayla ise GLP-1 reseptör agonistleri grubu ilaçlardan liraglutidinin, diyabetli hastalarda kalp damar hastalığı riskini azalttığı gözlemlendi. O zaman şöyle bir sonuç çıkıyor. Kalp damar hastalığı riski yüksek diyabetli hastalarda, bu iki ilaç özellikle olumlu etki gösteriyor. Ama bunun yanı sıra ilaç seçiminde obezitenin varlığı yine bir karar verdirici faktör olarak karşımıza çıkıyor. Şu an TIP-2 diyabetlilerin en az %80’i obez. GLP-1 reseptör agonisti ilaçlar, obez hastalarda özellikle ikinci seçenek olarak bazen de üçüncü seçenek olarak tercih ettiğimiz ilaç grubu oluyor.
Bu ilaçların içinde kardiyovasküler etkili olan liraglutide ve exenatide var. Bir de yeni çıkan haftada bir uygulamayla hastanın kan şekeri kontrolünü sağlayan düşük hipoglisemi riski ve kilo azalması etkileriyle bize yarar sağlayan dulaglutide var.
Bütün bu tedavi seçenekleri hekimin “Hangi ilacı nerede kullanmalıyım?” sorusunu sormasına sebep oluyor. Ama zaman içerisinde deneyimle ve hasta ile iyi ilişki kurarak, onun fizik muayene bulguları ve doğru öyküsünü alarak karar vermek çok zor olmuyor.
Son olarak neler söylemek istersiniz?
Hekimler için konuşacak olursak, diyabetli hastaya zaman ayırmak lazım. Hastayı dinlemek, kullandığı ilaçları bilmek, hali hazırdaki durumunun farkında olmak ve başka hastalıkların varlığı noktasında bilgi sahibi olmak lazım. Doğru ilacı seçip, hastayı çok yakın takip etmek lazım. Her üç ayda bir ölçülen hemoglobin A1c ve düzenli takiplerle hem şeker kontrolü, hem de komplikasyonlar açısından izlemek lazım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz