“Alzheimer hastalığının dünya üzerinde kesin bir tedavisi maalesef yok. Ama bu konu üzerinde çok çalışılıyor, çok araştırma yapılıyor. Şu anda elimizde bir takım tedavi seçeneklerimiz var. Bunların daha çok hastalığa kısa ve orta vadede yarar sağlayabiliyorlar. Aynı zamanda bu ilaçların uzun vadede bakıldığında hastalığın ilerlemesine olumlu bir etkisi var.”

Alzheimer hastalığı hakkında bilgi alabilir miyiz?
Alzheimer, bir demans hastalığıdır. Demans esasında Latince bir terim. Zihnin yitirilmesi anlamına geliyor. Demansa sebebiyet veren birçok hastalık var. Bunlardan en sık görülen hastalık ise Alzheimer. Yaklaşık yüzden fazla hastalık demansa sebebiyet verebiliyor. Alzheimer hastalığı bunun yaklaşık 3’te 2’sini oluşturuyor. Alzheimer, yaşla beraber artan bir hastalık. Beyinde ilerleyici hücre ölümü şeklinde ve ayakta kalan hücrelerin veya hücre aralığı dediğimiz bölgelerde anormal protein birikintileriyle devam ediyor. Alzheimer’ın 65 yaş civarında kişilerde görülme sıklığı %1,5. 70-75 yaş civarında bu oran %5’lere çıkıyor ve katlanarak artıyor. 80’li yaşların ortasında %35-40’lara kadar ulaşan bir oran söz konusu.

Alzheimer’ın en belirgin belirtileri neler?
Alzheimer hastalığının en önemli belirtisi, unutkanlık. Daha sonra zihinsel alanlarda da bir bozulma meydana geliyor. Unutkanlık esas olarak yakın bellek bozukluğu ile başlıyor. Yani kısa bir süre önce olan olayları hasta unutmaya başlıyor. Kişi aynı şeyleri tekrar tekrar konuşabiliyor, eşyasını koyduğu yeri unutabiliyor, önceki gün yediği yemeği unutabiliyor veya yakın bellekteki problemleri unutabiliyor.

Hastalar, zamanla dil problemleri (Kelime bulma güçlüğü, kendini ifade edememe), yön bulma ile ilgili sıkıntılar ve zamanla davranışla ilgili problemler yaşayabiliyor. Hastalığa teşhisi koyarken bu etkilerden bir veya birden fazlasını mutlaka bir arada görüyoruz. Bellek problemleri fazla oluyor ama diğer bulguları az veya çok oranda mutlaka görüyoruz. Davranışsal problemler de çok sık görülüyor. Depresyon, aşırı sinirlilik, uyku problemleri nadiren hayal görmeler veya olmayan bir şeyi varmış gibi anlatmalar olabiliyor. Dolayısıyla oldukça sık davranışsal problemler eşlik edebiliyor. Tabi hastalık ilerledikçe bu bellek problemi daha da belirgin hale geliyor. Artık yakın geçmiş dışında uzak geçmiş de etkilenmeye başlıyor. Yakınlarını tanıyamama, çok iyi hatırladığı olayları artık hatırlayamama gibi sorunlar gözlemleniyor. Hasta giderek daha çok eve bağlı oluyor ve bakım hastası haline geliyor. En temel günlük yaşam aktivitelerinde bile yardım alır hale geliyor.

Alzheimer hastalığına neden olan risk faktörlerinden bahseder misiniz?
En büyük risk faktörü, yaş. Alzheimer, yaş almayla birlikte artan bir hastalık. Kişi ne kadar ileri yaşta ise risk faktörü o kadar fazla. Kadınlarda erkelere oranla biraz daha fazla görülüyor. Bir takım genetik risk faktörleri var. Alzheimer hastalığının yaklaşık %1-2’sinden azı, genetik Alzheimer dediğimiz bir hastalık tipinde oluyor. Bu hastalık çok erken yaşlarda da başlayabiliyor. 40 veya 50’li yaşlarda hatta bazen daha erken başlayabiliyor. Ailede özellikle birden fazla kişide Alzheimer varsa daha çok erken yaşlarda başlayan bir aile öyküsü oluyor ve bir genetik mutasyon gösterme şansı oluyor.
Bir de değişebildiğimiz risk faktörleri var. Kardiyovasküler risk faktörlerinin birçoğu Alzheimer hastalığı riskini arttırıyor. Hipertansiyon, Diyabet, Obezite gibi faktörlerin hepsi Alzheimer riskini arttırıyor. Ayrıca beslenme özellikleri de Alzheimer riskini arttırıyor. Örneğin; Akdeniz tipi diyet dediğimiz daha çok zeytinyağı, balık, yeşil sebzeler, fındık, fıstık ile beslenme Alzheimer hastalığı riskini azaltıyor. Ama aşırı yağlı, işlenmiş ürünlere dayalı bir beslenme sistemi Alzheimer hastalığı riskini arttırıyor. Yine risk arttıran nedenlerden bir tanesi, eğitim. Eğitim seviyesi ne kadar az ise Alzheimer hastalığı riski o kadar fazla oluyor. Yüksek eğitimli kişilerde Alzheimer hastalığı görülme riskinin daha az olduğunu söyleyebiliriz. Yine sosyal izolasyon, kişinin tek başına yaşaması, insanlarla iletişim halinde olmaması yani zihnini çok fazla çalıştırmaması Alzheimer hastalığı için bir risk faktörü.

Hastalığa tanı koyarken ne gibi kriterleri göz önünde bulunduruyorsunuz? Uyguladığınız yöntemler neler?
Biz Alzheimer hastasına tanı koyarken hastanın öyküsünü dinliyoruz. Mutlaka zihinsel alanlara yönelik detaylı bir inceleme, test yapıyoruz. Belleğine, dikkatine, görsel ve mekânsal işlevine, muhakemesine ve dil işlevlerine çok detaylı bir şekilde bakıyoruz. Bu alanlarda bozukluk var mı yok mu diye inceliyoruz. Bir de yardımcı tanı yöntemlerimiz var. Mutlaka bir beyin görüntülemesi yapılması gerekiyor. Eğer yapılamıyorsa bir beyin tomografisi çekiyoruz. Başka demanslardan elde etmek için de birkaç tane kan tahlili yapıyoruz. Bazen çok erken evrelerdeki hastalarda veya tanı konulmasının başka nedenlerle zorlaştığı hastalarda ileri incelemeler yapılabiliyor. Bunlar her hasta için yapılmıyor. Bu incelemelerden bir tanesi beyin PET incelemesi. PET incelemesi, beynin kanlanması ve beynin metabolizmasını gösteren bir inceleme. Bir de daha az sıklıkla yapılan bir yöntem var. Omurilik sıvısındaki Alzheimer hastalığına özgü bir takım protein değişikliklerine bakıyoruz. Bu da bize tanıyı düşündürebiliyor.

Alzheimer hastalığın tedavisinin mümkün olmadığı biliniyor. Peki, ilaç kullanımı hastalığın seyrini nasıl etkiliyor?
Alzheimer hastalığının dünya üzerinde kesin bir tedavisi maalesef yok. Ama bu konu üzerinde çok çalışılıyor, çok araştırmalar yapılıyor. Şu anda elimizde bir takım tedavi seçeneklerimiz var. Bunların daha çok hastalığa kısa ve orta vadede yarar sağlayabiliyorlar. Aynı zamanda bu ilaçların uzun vadede bakıldığında hastalığın ilerlemesine olumlu bir etkisi var.
Günümüzde Alzheimer hastalığı tedavisi için onayı olan farmakolojik ajanlar; asetilkolinesteraz inhibitörleri (donepezil, rivastigmin ve galantamin) ve NMDA reseptör antagonistleri (memantin) Alzheimer hastalığında hücre kaybına bağlı beyindeki bir takım kimyasal maddelerde değişiklikler, azalmalar olabiliyor. Bu moleküllerin esas hedefi, daha çok onları yerine koymaya yönelik.
Bu ilaçları Alzheimer hastalığı çok ileri evre olmadığı sürece öneriyoruz. İlaçların uzun vadede kullanılması, hastalığın seyrinde olumlu etki ediyor. Yine aynı şekilde kısa vadede de yararları olabiliyor.

Hemen hemen her yıl Alzheimer’ın tedavisinde yeni gelişmelerin olduğu söyleniyor. Bu gelişmeler neler öğrenebilir miyiz?
Son 30-40 yıldır yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte çok fazla gündeme gelen bir hastalık. Esasında hastalığın ilk tanımlanması yüz yıldan daha öncesine dayanıyor. Yaşlı nüfus, hem ülkemizde hem dünyada hızlı bir şekilde arttığı için Alzheimer hastalığı ile çok sık karşılaşıyoruz. Türkiye’de 700-800 bin civarında Alzheimer hastası olduğunu düşünüyoruz. Bu sayının giderek fazlalaşacağını bekliyoruz. Dolayısıyla bu konu üzerine çok fazla araştırma yapılıyor.
Eski araştırmalar hastalığın daha çok tanısı ile ilgiliydi. Son 10 yılda tanı ve özelikle erken tanı hakkında çok önemli gelişmeler yaşandı. Bir takım farklı görüntüleme yöntemleri ile beyindeki ana makrotin birikintilerini göstermek mümkün. Ülkemizde yok ama yurtdışında var. Tanıyla alakalı çok büyük bir ivme kazanıldı.
Hastalığı önlemek açısından da bir takım yaklaşımlarda bulunuluyor. Beyindeki anormal protein birikintilerini engellemeye yönelik bir takım tedavi yaklaşımları var. Bunlar tabi şu an yürütülüyor. Özellikle çok erken evredeki hastalar hakkındaki çalışmalardan olumlu sonuçlar bekleniyor. Çünkü hastalık ilerledikçe ve hücre ölümleri oldukça ölen hücrenin yerine hücre koymak mümkün olmuyor. Çok fazla hücre ölümü olmadan, hücre ölümünü durduracak bir takım tedavi yaklaşımları üzerinde çalışılıyor.

Türkiye Alzheimer Derneği’nin faaliyetleri hakkında bilgi alabilir miyiz? Neler yapıyorsunuz?
Türkiye Alzheimer Derneği, 20 seneden fazla bir zaman önce kuruldu. Derneğin esas amacı; hastalara, hasta yakınlarına destek olmak, bilgilendirmek, ülkemizin bu konudaki bilimsel bilgi birikimini arttırmak. Aynı zamanda hem hekimlere hem de bu konuyla ilgilenen herkese eğitim vermek.
Türkiye Alzheimer Derneği’nin ülkemizde 14 tane şubesi var. Genel merkezimiz İstanbul’da. İstanbul, Eskişehir, İzmir ve Mersin’de gündüz bakım evlerimiz var. Bakım evleri hem hastalara bir yarar sağlamak hem de hasta yakınlarına destek amaçlı ücretsiz hizmet veren yerler.

Son olarak neler söylemek istersiniz?
Alzheimer, hasta kadar hasta yakınlarını da etkileyen bir hastalık. Çünkü belli bir aşamadan sonra hastanın devamlı bakım altında olması gerekiyor. Alzheimer, hasta bakım yükünün çok fazla olduğu hastalıklardan bir tanesi. Dolayısıyla bu noktada hasta yakınlarının çok bilinçli olması gerekiyor. Hasta yakınının, hastalık hakkında bilgili olması, hastanın davranışlarına karşın nasıl davranacağını çok iyi bilmesi ve buna göre tedavi yaklaşımını yönetmesi gerekiyor. Bu konuda da Türkiye Alzheimer Derneği’nden yardım alabilirler.

Dr. Haşmet Ayhan Hanağası 1968’de Sakarya’nın Sapanca ilçesinde doğdu. 1993 yılında İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı’nda başladığı uzmanlık eğitimini 1998 yılında tamamladı. 1998 yılında Londra Queen Square Hastanesi Parkinson Hastalığı ve Hareket Bozuklukları biriminde araştırmacı olarak çalıştı. 1999 yılından itibaren İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı, Davranış Nörolojisi ve Hareket Bozuklukları biriminde çalışmaktadır.
Dr. Hanağası’nın 70’den fazlası uluslararası dergilerde yayınlanmış olmak üzere 112 bilimsel makalesi; 7’si uluslararası olmak üzere 30’a yakın kitap bölümü vardır. Türkiye Alzheimer Derneği başkanı ve Türkiye Parkinson Hastalığı Derneği üyesidir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz