“Metabolik sendromun biz hekimler için esas en önemli yönü; diyabet riskini 5 kat, koroner arter hastalığı ve kardiyovasküler hastalıklar riskini 2 kat arttırmış olmasıdır. Tip 2 Diyabet, metabolik sendromun önlenememesi, geri döndürülememesi ve ilerlemesinin bir sonucu olarak giderek artmaktadır. Diyabeti önlemek için metabolik sendromu önlemek gerekir.”

Öncelikle okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız?
1956 yılında Nevşehir’de doğdum. 1978 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. 1982 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden iç hastalıkları uzmanlığımı aldım. Sivas, Ankara ve Manisa’da çalıştıktan sonra İstanbul Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde şef yardımcısı olarak göreve başladım. 1993-97 yılları arasında İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde iç hastalıkları klinik şefi olarak görev yaptım. 1997-2000 yılları arasında Kocaeli Üniversitesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı’nda profesör kadrosunda çalıştım. 2000 yılında İstanbul Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne döndüm. İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nin kurulması ile birlikte üniversitenin kadrosuna geçtim. Halen İstanbul Medeniyet Üniversitesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı başkanı olarak görev yapmaktayım. İstanbul Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği’nin eğitim sorumlusuyum. 2003 yılında Metabolik Sendrom Derneği’ni arkadaşlarımızla birlikte kurduk. Halen Metabolik Sendrom Derneği başkanıyım. Ayrıca Kardiyometabolik Sağlık Vakfı ve Güncel Tıp Derneği’nin de kurucu üyesiyim. Bu iki kurumun da başkanlığını yürütmekteyim. 1 yıldan beridir de Türkiye en eski tıp derneği olan Türkiye Tıp Akademisi’nin de başkanlığını yürütmekteyim. Metabolik sendrom ana ilgi alanım. Hipertansiyon, diyabet, obezite, atelo skleroz, hiperkolesterolemi gibi alanlarda çalışmalarım devam ediyor. Evli, 3 çocuk babasıyım ve 4 tane de torum var.

Şişmanlıkla birlikte insanların hayatlarına giren bir tehlike olan metabolik sendrom nedir?
Metabolik sendrom, çağın epidemisi olarak kabul ediliyor. Hatta epidemiden de ileri bir handemi şeklinde bütün dünyayı saran çağımızın ana sağlık sorunlarından birisi. Eski çağlarda insanlığın binlerce yıllık yaşamı boyunca metabolik sendrom önemli bir sorun teşkil etmezken 20. yüzyılın özellikle 2. yarısından itibaren giderek artıp, 21. yüzyılda ise tüm dünya toplumlarının sağlığını tehdit eden bir boyuta ulaştı. Metabolik sendrom, özellikle de visseral dokudaki yağ birikimi ile başlamakta, bu insülin direncini tetiklemekte, insülin direnci obezite ya da abdominal obezite ikilisi birlikte metabolik sendromun tüm komplementlerinin ortaya çıkışına yol açmaktadır.
Son zamanlarda artan bir kavram olan sarkopeni de metabolik sendromun elamanlarından biri olma yolundadır. Sonuç olarak özellikle visseral yağ dokusu artmış, kas gücü ve kas dokusu azalmış bir insanoğlu profili karşımıza çıkmakta. Bu da metabolik sendromun tipik fenotipini oluşturmaktadır.

Metabolik sendromun bu denli toplum sağlığını tehdit eden bir sorun haline gelmesini neye bağlıyorsunuz?
Bunun sebebi, insanlığın yaşam tarzındaki değişimdir. Değişimin ana sebebi ise makineleşmenin ve teknolojinin getirdiği kas gücü kullanımının azalması, buna karşılık gıdalara kolay erişimdir. Gıda endüstrisinin devreye girmesi sonucu rafine gıdaların artışı ve yüksek enerjili yiyecek ve içeceklerin fazla miktarda tüketilmesinin sonucudur. Metabolik sendrom, esasında insanın modern yaşama karşın verdiği mücadelede başarısız olmasının da bir neticesidir.

Metabolik sendromun parametreleri nelerdir?
Metabolik sendromlu kişilerde gördüğümüz şey, insülin direnci ve obezitenin oluşturmuş olduğu çoklu klinik bulgulardır. Bunların tabi ki ilki obezite ve abdominal obezitedir. Bel çevresinin genişliği ilk dikkati çeken temel bulgudur. Bel çevresi erkeklerde 94 cm, kadınlarda 80 cm’ye ulaştığında insülin direncinin hızla arttığını görüyoruz. Bu bel çevresi açısından metabolik sendromun kritik noktasıdır. Bel çevresi artışı ve insülin direnci, kan şekeri ve kan yağlarında önemli bir bozulmayı birlikte getirmektedir.
Kan şekeri açlıkta 100 mg’a ulaştığı zaman artık prodiyabet tanısı konulmaktadır. Bu da metabolik sendromun bir parametresi olarak karşımıza çıkar. Kan yağlarından bozulanlar, yaşam tarzı ile ilgili olanlardır. Ldl kolesterol, yaşam tarzı ile direkt ilişkili değil, daha çok genetik zeminde gelişen bir kolesterol bozukluğudur.
Trigliseridler yaşam tarzı ile çok ilişkilidir. Metabolik sendromda da bozulan ana repeat parametresi trigliseridlerdir. Trigliserid yükselmesi, metabolik sendromun belki de bel çevresinden sonra en sık gördüğümüz ikinci özelliğidir. 150 mg’ın üzerinde trigliseridin çıkması bir metabolik sendrom kriteri olarak kabul edilir.
Kanda trigliseridlerle, hdl kolesterol birbiriyle ters ilişkili olarak değişirler. Trigliseridi yükselen kişilerde iyi kolesterol olarak adlandırılan hdl kolesterolün de düştüğünü görürüz. Hdl kolesterol düşüklüğü erkeklerde 40 mg/dl kadınlarda 50 mg/ dl’nin altı olarak tanımlanır. Bu da metabolik sendromun 4. Parametresini oluşturur.
5. Parametre ise kan basıncının yükselmesidir. Klasik bildiğimiz 140’a 90 mm Hg değil, 130’a 85 mm Hg itibaren metabolik sendromun bir parametresi oluşmuş olur.
Metabolik sendrom, 5 parametreden 3’ünün varlığı ile teşhisi konulan bir hastalıktır. İnsülin direncini ölçmek için bir takım biyokimyasal veriler kullanılabilir. Açlık kan şekeri ve açlık insülin düzeyine bakılarak, HOMA ölçümü yapılarak insülin direnci hesaplanabilir. Bu ölçümle insülin direnci gösterilebilir ancak her zaman pratik değildir ve bazen de yanıltıcı olabilir. O yüzden en kolay söylenebilecek insülin direnci belirtisi aslında sadece bel çevresinin genişliği ve trigliserid yüksekliği olarak da tanımlanabilir. Geniş bel çevresi ve trigliserid yüksekliği kişide insülin direnci varlığı konusunda en kolay öngörüde bulunabilecek olgulardır.
5 parametre dışında metabolik sendromla benim yakından ilişkili olduğunu düşündüğüm bir diğer durum da yine son yıllarda çok önemli bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkan karaciğer yağlanmasıdır. Hastalar karaciğer enzimlerindeki yükseklikle hekime başvurduklarında özellikle hafif enzim yüksekliklerinde sebebin sıklıkla karaciğer yağlanması olduğunu görüyoruz. Karaciğer yağlanması, diyabetli hastalarda ve obezlerde gördüğümüz bir durum. Karaciğer yağlanmasını çok hafife almamak gerekir. Karaciğer yağlanmalarının bir kısmı daha sonra karaciğer yağlı iltihabına (Nonalkolik Steatoz) gitmektedir. Alkol almayan bir kişide görülen karaciğer yağlanması, daha sonra karaciğer intihabı oluşması, bunun da bir süre sonra karaciğer sirozuna gitmesi gibi çok ciddi sonuçları olan bir durumdur. Bugün ABD’de karaciğer transplantasyonu olan hastaların hastalıklarının ilk sırasını yağlı karaciğere bağlı gelişmiş olan karaciğer iltihabı ve ardından gelişen karaciğer sirozunun oluşturduğunu biliyoruz.

Metabolik sendromların diğer komplikasyonlarını nelerdir?
Metabolik sendrom karaciğer yağlanması dışında pek çok diğer durumla birlikte görülmektedir. Bunlardan birisi gastro özofajial reflü hastalığıdır. Birisi polikistik over sendromudur. Bir diğeri depresyondur. Psikiyatrik hastalarda depresyon, metabolik sendromlu hastalarda çok görülmektedir. Ayrıca yine psikiyatride antipsikotik ilaçların metabolik sendromu oluşturma gibi yan etkileri olduğunu biliyoruz. O yüzden metabolik sendromun bir alanı da psikiyatriye uzanmaktadır. Dermatolojide psoriasisin, metabolik sendromla ilişkisi bildirilmiştir. Kas ve iskelet sistemi hastalıklarından özellikle osteoartritin hareketleri kısıtlanması nedeniyle metabolik sendrom hastalıklar grubunun oluşumuna yol açtığını biliyoruz. Burada tabi ki obezitenin çok önemli bir katkısı var.
Safra kesesi taşlarının da metabolik sendromlu hastalarda arttığını biliyoruz. Astımla ilgili metabolik sendromla arttığına dair veriler var. Görüldüğü gibi metabolik sendrom vücudun pek çok organını ilgilendiren bir hastalık.
Metabolik sendromun biz hekimler için esas en önemli yönü; diyabet riskini 5 kat, koroner arter hastalığı ve kardiyovasküler hastalıklar riskini 2 kat arttırmış olmasıdır. Tip 2 Diyabet, metabolik sendromun önlenememesi, geri döndürülememesi ve ilerlemesinin bir sonucu olarak giderek artmaktadır. Günümüzde dünyada ve ülkemizde artan bir Tip 2 Diyabet insidansı varsa bunun da ana sebebi metabolik sendromdaki artıştır. Diyabeti önlemek için metabolik sendromu önlemek gerekir.

Metabolik sendromun tedavisi ve önlenmesi adına neler yapılabilir?
Metabolik sendrom kavramını tüm topluma ve sağlık çalışanlarına çok iyi anlatılması gerekiyor. Metabolik sendromla mücadelede temel aracımız ilaçlar değildir. Maalesef şu anda elimizde obezite ve abdominal obeziteyi geri çevirecek, engelleyecek çok etkin ilaçlar yok. O anlamda kullanılan bazı ilaçlar kısmen işe yarayarak kullanılmaktadır. Günümüzde GLP-1 agonistlerin kilo verdirici etkilerinin metabolik sendromlu hastalarda işe yarayacağı, metforminin veya glitazonların faydalı olabileceği düşünülebilirse de bunların hiç birisinin diyabet dışında metabolik sendromda etkin kontrolün ve başarının sağlanması için yeterli olmadığını biliyoruz. Metabolik sendromda gerçek önlem yaşam tarzının düzenlenmesiyle olur. Obezite ile ilgili genel kavramlar metabolik sendrom için de aynen geçerlidir. Ek olarak sadece diyet değil, kas güçlendirici egzersizlerin, kardiyorespiratuar fitnessı arttıran bir yaşam tarzının metabolik sendromun önlenmesinde çok temel olduğuna inanıyoruz.

Bu noktada Metabolik Sendrom Derneği olarak, topluma ve hekimlere yönelik ne gibi faaliyetlerde bulunuyorsunuz?
Metabolik sendromlu bir topluma dönüştüğümüz dikkate alınacak olunursa metabolik sendrom ile mücadelenin belki de ana okullarından hatta bebek beslenmesinden başlayıp, ilkokul çağına daha sonrada tüm eğitim boyunca topluma verilmesinin gerekli olduğunu görüyoruz. Metabolik Sendrom Derneği bu amaçla eğitim ve araştırma faaliyetleri yürütmektedir. Bir taraftan hekimlerin eğitimi ile ilgili kongreler ve sempozyumlar düzenlerken, bir taraftan da hastaları bilinçlendirme amaçlı eğitim faaliyetlerimiz yürümektedir.
Ayrıca Metabolik Sendrom Derneği dünyadaki 25 ülke ile beraber dünyadaki en büyük prospektif sağlık çalışmalarından birisi olan PURE (Prospective urban and rural epidemiological) çalışmasını yürütmektedir. Dünyada 150 bin kişinin katıldığı çalışmada Türkiye 4 bin 56 kişiyle temsil edilmektedir. Ülkemizde 8 ilden, kırsal ve kentsel bölgelerden katılımcılarımız bu çalışmaya dahildir. Bu yıl, 9. Yılını tamamladığımız PURE çalışmasında Türkiye’deki sağlık verileri ve metabolik sendromla ilgili çok önemli sonuçlara ulaşmış bulunuyoruz.

PURE çalışmasının sonuçları Türkiye için nasıl bir tablo çiziyor?
Öncelikle ülkemizde 35 yaş üstü bireylerin yarısından fazlasında metabolik sendromun olduğunu bu çalışma ile gördük. Yine bu yaş grubunda diyabet oranının %20’lere ulaştığını gördük. Hipertansiyon oranının yine 35 yaş üzerinde %40’ları geçtiğini tespit ettik.
Toplumun %80-%85’inin normal kilolu olmadığı, fazla kilolu veya obez olduğu kanıtlandı. Yine bu çalışmada, 9 yıllık takipte yeni diyabet gelişenlerin hemen hemen hepsinin önceden obez olan, metabolik sendromlu olan kişiler olduğunu gördük. Eğer kişinin metabolik sendromu yoksa, obez değilse ve normal kilodaysa beden kitle indeksi 25’in altında, bel çevresi erkeklerde 94 cm, kadınlarda 80 cm’nin altındaysa bu kişilerde Tip 2 Diyabet gelişme olasılığının çok düşük olduğu ortaya çıkmış oldu.
Bu araştırma sonuçları, kardiyovasküler hastalıklar ve kanserin ülkemizde çok yüksek oranlara ulaştığını göstermektedir. Giderek yaşlanan bir toplumda düşme, yaralanma, kırıklar, inme gibi olayların da çok ciddi boyutlara ulaştığını söyleyebiliriz.

Son olarak metabolik sendrom hakkında neler söylemek istersiniz?
Metabolik sendromla mücadele aslında tüm bu komplikasyonlarla mücadelede önemli bir kilometre taşıdır. Biz de metabolik sendromla mücadeleyi tüm topluma, tüm kurumlara yayarak sadece sağlık kurumları değil toplumun sağlığını, eğitimini, günlük yaşamını etkiyebilecek tüm kurumların katılımı ile yapılabilecek bir mücadele olduğuna inanarak bütün bu kurumlarla iş birliği halinde çalışmalarımıza devam etmekteyiz. Türkiye’de yaptığımız bu çalışmada hem Sağlık Bakanlığı’nın hem de il ve ilçe belediye başkanlıklarının ve muhtarlıkların desteğini alarak araştırmamızı yürütmekte ve eğitimlerimizi vermekteyiz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz