“Obezitenin görülme sıklığı son 10 yılda giderek arttı. Obezitenin görülme sıklığı arttıkça obeziteye bağlı gelişen hastalıkların da görülme sıklığı artıyor. O yüzden bir alarm durumu var.”

Günümüzde toplum sağlığını tehdit eden en önemli sağlık sorunlarından biri olarak kabul edilen obezite hakkında bilgi alabilir miyiz?
Obezite, vücutta sağlığı bozacak şekilde yağ dokusunun birikimidir. Obezitenin hesaplanmasında boy ve kilo değeri üzerinden yapılan beden kitle indeksi hesaplaması kullanılır. Beden kitle indeksi hesaplama değeri 30’un üzerinde olan kişi obez, 40’ın üzeri olan kişi ise morbid obez olarak kabul edilir.
Obezite bir hastalık olmasının yanın sıra birçok hastalığa yol açabilir. Bu noktada obezitenin önlenmesi çok önemli. Biz hekimlerin bir numaralı yaklaşımı obeziteyi önleyebilmek. Ama önleyemediğimiz takdirde obeziteye yakalanan hastaları tedavi ederek bu halk sağlığı sorununu çözmeye çalışıyoruz.

Türkiye’de obezite görülme sıklığı nedir?
Türkiye’de yapılan bilimsel araştırmalara bakıldığı zaman, erkeklerdeki obezite oranının yüzde 20’lerde, kadınlarda ise yüzde 40’ın üzerinde olduğu görülüyor. Toplam nüfusumuz baz alındığında da nüfusumuzun yüzde 30’unun obez olduğu sonucu ortaya çıkıyor.
Obezitenin görülme sıklığı son 10 yılda giderek arttı. Obezitenin görülme sıklığı arttıkça obeziteye bağlı gelişen hastalıkların da görülme sıklığı artıyor. O yüzden bir alarm durumu var.
Bu artışta, kolay ulaşılabilen fast food gıdaların büyük oranda etkisi var. Fakat Türk mutfağına baktığımız zaman, maalesef bizim mutfağımızda çok masum değil. Mutfağımızda, bölge bölge değişiklik göstermekle birlikte kalorisi yüksek olan ve fazla tüketildiği taktirde obeziteye neden olabilecek birçok yemek var.

Obezite hangi hastalıklar için risk faktörü oluşturuyor?
Obezite kronik bir hastalıktır. Diyabet ve Tip 2 Diyabet’te olduğu gibi komplikasyonları vardır. Vücutta biriken yağ dokusu fazlalığının başka bir takım hastalıklara yol açtığı biliniyor. Diyabetin komplikasyonları olduğu gibi obezitenin de komplikasyonları var. Bunların içerisinde Tip 2 Diyabet’in kendisi bir obezite komplikasyonudur. Obezite; hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları, karaciğer yağlanması, eklem rahatsızlıkları ve kireçlenmeler, fertilite, doğurganlık sorunlarına yol açabilmektedir. Karaciğer yağlanması da özellikle karaciğer yetersizliğinin nedeni olarak sık rastlanmaktadır. Karaciğer yağlanmasının en önemli nedeni ise obezitedir. Obezite aynı zamanda bazı kanserlerin görülme sıklığını arttırıyor. Kadınlarda menopoz sonrası meme kanseri, endometrium kanseri riskini arttırdığını söyleyebiliriz.

Obezitenin tedavi sürecinden bahseder misiniz?
Hastanın gün içerisinde aldığı kalori miktarını düşürmeye çalışıyoruz. Bunun yanı sıra gün içerisinde sarf ettiği enerjiyi de arttırmamız gerekiyor. Hastanın obezite olana kadar hayatında sürdürdüğü dengesizliği ve yanlış yolda kurulmuş düzeni bozmayı hedefliyoruz. Ancak bu şekilde kilo kaybı mümkün olabiliyor. Kilo kaybı sonrasında oluşan mevcut kiloyu koruyabilmek ise çok önemli. Fakat bunu sağlayabilmek kolay değil çünkü obeziteyi ortadan kaldıramıyoruz. Obeziteye neden olan mekanizmaları ve obezite hangi genlerden doğuyorsa bu bozuklukları ortadan kaldıramıyorsunuz. Ancak yaşam tarzını ne kadar değiştirebilirsek o oranda başarılı oluyoruz. İnsanlar tekrar eski yaşam tarzlarına dönerlerse derecesine bağlı olarak verdikleri kiloları geri alıyorlar. Bu obezite tedavisinde çok önemli bir problem.
Tedavinin her safhasında yapılması gereken şeyler var. Bunların başında olmazsa olmaz olanlar ise; sağlıklı, doğru beslenme ve fiziksel aktivite. Biz bunları yaşam tarzı değişikliği başlığı atında izliyoruz. Kişilerin yeni yaşam tarzlarına uyumunu sağlamak açısından yapılacak bir takım yaklaşımlar var. Yaşam tarzı değişikliğine uyulması ve bu durumun daha kalıcı olabilmesi için ilk uygulamamız gereken yöntemlerden birisi; davranış değiştirme tedavileri. Bu tedaviyi klinik psikologlar uygulayabiliyor. Terapilerde, ‘Kişinin beslenme ve fiziksel aktivite noktasındaki yanlış davranışları nasıl değiştirilebilir?’ noktasında değişik metotlarla yaklaşımda bulunuyorlar. Davranış değiştirme tedavileri, ülkemizde çok sık başvurulan bir tedavi yöntemi değil. Bu tedaviyi uygulayan kişi sayısı oldukça az ve eğitimli kişileri bulabilmek oldukça zor.
Eğer hasta belli bir süre tedavi görmüş, ilaç kullanmışsa ve buna rağmen belli bir derecenin üstünde şişmanlık devam ediyorsa o zaman devreye obezite cerrahisi giriyor. Obezite cerrahisinin de belli kuralları var. Değişik metotlarla hastaya cerrahi işlem uygulanıyor. Cerrahi tedavilerde ağırlık kaybı daha fazla oluyor.

Obezite tedavisinde etkin olan bileşenler nelerdir, öğrenebilir miyiz?
Obezite tedavisinde başarı elde edebilmek için 5 disiplinin birlikte hareket etmesi gerekiyor. Tedavi sürecinde bütün bileşenlerin(hekim, diyetisyen, egzersiz uzmanı, klinik psikolog veya psikiyatr, obezite cerrahı) üzerine düşen görevler var ve bu kişiler bir obezite merkezi oluşturuyor. Obezite merkezi illaki tek bir çatı altında olmak zorunda değil. Bu ortaklar değişik yerlerde olabilirler ama hizmeti birlikte sunarlar ve bunlardan bir obezite merkezi ortaya çıkar.
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni ele alırsak bizim bir obezite merkezimiz var. Endokrinoloji ana bilim dalındaki obezite polikliniğinde endokrinologlar çalışıyor. Diyetisyenimiz, egzersiz uzmanımız ve klinik psikoloğumuz da var. Kendi ana bilim dalında görev yapan cerrahımız var ve birlikte çalışıyoruz. Biz, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi olarak ana 5’liyi tamamlamış olduk. Bu birimlere destek olarak; gastroenterologa ihtiyaç olabilir.
Gastroenterologların da endoskopik olarak uyguladığı bir tedavi şekli var. Hastaya balon yutturuyorlar ve 6 aylık süre içinde balon hastanın midesinde kalıyor. Tedavi noktasında gerekirse kardiyolog, biyokimya ve nükleer tıp uzmanına da başvurulabilir. Böyle bir sistem içinde olmamız ve obezite tedavisini bu merkezlerin vermesi gerekiyor. Türkiye’de bu şekilde çalışan merkezler var ve sayısının da artacağını umuyoruz.
Ben aynı zamanda Avrupa Obezite Derneği’nin başkan yardımcısıyım. Benim görevlerimden bir tanesi, Avrupa Obezite Derneği’nin başlattığı obezite merkezleri ağını genişletmek. Bu ağa Avrupa’dan katılan 100 merkez var ve bu sayı arttırılmak isteniyor. Bu ağı oluşturmanın amacı doğru organizasyonu kurabilmek. Bu noktada bir takım eğitim programlarına katılıyoruz. Avrupa’daki merkezler arasında bilgi alış verişini sağlayıp, yenilikleri takip edebiliyoruz. Toplantılar ve kongreler düzenliyoruz. Avrupa Obezite Derneği ile birlikte Eylül ayında İstanbul’da iki tane kurs düzenlenecek. Bu kurs ve toplantıları eğitim amaçlı gerçekleştiriyoruz.
Sonuç olarak; hem tedavi öncesinde hem de tedavi sırasında hastaların bu ekip tarafından kontrol edilmesi gerekiyor. Bu 5 disiplinin hastayı değerlendirmesi ve takip etmesi tedavide başarı oranımızı arttırıyor.

Tedaviye başlarken hedeflediğiniz kilo kaybı ne?
Bilimsel olarak bizim uyguladığımız tedavinin hedefi; hastanın ilk 6 ayda başlangıç ağırlığının en az %5-%10’unu verebilmesi. Bazı durumlarda %15 veya %20 oranında kilo kaybı olabiliyor. Uzun süren ve istikrar gerektiren bir süreç olduğu için hastanın takibini sağlamak gerekiyor.
Tedavi yöntemlerini kullanarak hastanın kilo kaybetmesini sağlayabilirsek, olası komplikasyon risklerini anlamlı derecede azaltabiliyoruz. Aynı zamanda bu süreçte kişinin yaşam kalitesini de arttırmış oluyoruz.

Obezite tedavisinde kullanılan ilaçların tedavideki rolü nedir?
Kronik her hastalıkta olduğu gibi obezitede de ilaç tedavisi gerekli. Teorik olarak kronik hastalıklarda ilaç kullanımı da kronik olması gerekiyor ama obezite ilaçlarına baktığınız zaman ömür boyu kullanılabilecek emniyette ilaçlarımız henüz yok. Bir kısmı emniyetli olsa da bunu gözlemleyebilmek için zamana ihtiyacımız var.
Etkili olan ilaçlar genellikle iştah azaltıcı ilaçlar ve bunlar da beyindeki iştah merkezini etkileyen ilaçlar. Bunlarında yan etkileri var. Yan etkileri en aza dindirebilmek için diğer obezite ilaçlarıyla birleştirip kombinasyon tedavisi dediğimiz haplar şeklinde sunulmaya başlandı.
Bu ilaçlar bugün dünyada kullanılıyor. Avrupa’da şu anda iki tane ilaç var. Biri bağırsaklardan yağın emilimini azaltıyor diğeri ise iştah azaltarak etki gösteriyor. Bir takım başka etkileri de var. Aynı zamanda diyabet tedavisinde de kullanılan bağırsak hormonu benzeri maddeler içeriyorlar. İlaçları da doğru kullanmak gerekiyor. Bu noktada doğru hasta seçimi ve hastaya uygun ilaç seçimi yapmak çok önemli. Sağlıklı beslenme, egzersiz ve gerekiyorsa davranış değiştirme tedavilerine ek olarak ilaç kullanmak mümkün. Hastanın tedavi şekillerine uyumunu arttıran ve motive edici ilaç tedavisi gerektiği zaman kullanılıyor ve başarılı da oluyor.

Türkiye Obezite Araştırma Derneği ve dernek faaliyetleri hakkında bilgi alabilir miyiz?
Türkiye Obezite Araştırma Derneği bu sene 20. Yılını kutluyor. 175 tane üyemiz var. Derneğin misyonu; obezitenin engellenmesi ve tedavisi noktasında süreci doğru bir şekilde devam ettirebilmek. Bu bağlamda eğitim kursları, toplantılar çalıştaylar ve kongreler düzenliyoruz. Sağlık personelinin eğitimi noktasında yaptığımız faaliyetlerin yanı sıra obezite noktasında bir farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. Bir obezite dergimiz vardı. Artık dergimiz basılı halde çıkartmıyoruz, web sitemiz güncellendiğinde dergimizi oradan yayınlamaya devam edeceğiz.
Derneğimiz tek bir meslek grubu derneği değil. Obezite ile ilgilenen bütün sağlık personelleri derneğe üye olabiliyor. Kongrelerimizdeki konulara baktığınız zaman sosyolojik konular, tedavi, ilaç, cerrahi, psikoloji, gıda ve uygulanacak diyetler de konuşuluyor.
Eğitim konusuna gelecek olursak, sadece hekimler değil obezite tedavisinde yer alan bileşenlerin genelinin eğitimi yeterli değil. Düzenlediğimiz kurs, toplantı ve kongrelerle eğitim seviyesini arttırmak için çalışmalar yapıyoruz.
Dünya Obezite Günü kapsamında sağlık habercileri ve toplumu bilgilendirmek adına bir basın toplantısı düzenleyeceğiz. Obezite konusunda medya aracılığıyla toplumu yanlış yönlendiren kişiler var. Dezenformasyonun çok yoğun olarak bulunduğu günümüzde insanların obezite ve kilo kaybı noktasında kafası bir hayli karışık. Bu bilgi kirliliğini önlemeye ve doğru bilgileri aktarmaya çalışıyoruz.

Avrupa Obezite Derneği başkan yardımcısı olarak, derneğin hangi faaliyetlerini Türkiye’ye entegre etmek istiyorsunuz?
Avrupa Obezite Derneği’nin klinik konular, halk sağlığı, tanı,tedavi ve temel bilimler araştırması gibi birçok ayağı var. Bizde Türkiye Obezite Araştırma Derneği olarak, obezite alanında temel bilimlerde araştırma yapan araştırmacıları derneğimize dahil etmek ve böyle bir grubumuz olmasını istiyoruz. Bu bağlamda temel bilimler araştırması yapan birkaç araştırmacıya destek veriyoruz. Bunu kendi bütçemizle yapmamız mümkün değil fakat aracı olabiliriz.
Avrupa Obezite Derneği’nin bir hasta konseyi var. Bu konseyin üyeleri hastalardan oluşuyor ve düzenlenen kongrelerde konuşmalar yapıyorlar. Avrupa Birliği Komisyonu’na veya Avrupa Parlamentosu’na yapılan ziyaretlerde hasta konseyi üyeleri de yer alıyor. Ben de Türkiye’de hasta konseyini oluşturmaya çalışıyorum. Hastaların bu tür faaliyetlere katılımları çok önemli.

Son olarak neler söylemek istersiniz?
Obezitenin bir hastalık olduğunu kabul etmek gerekiyor. Şu anda Türkiye, Avrupa’da obeziteyi hastalık olarak gören ü ç ülkeden bir tanesi. Diğer ülkeler ise Portekiz ve ispanya. Onun dışındaki ülkelerin sağlık bakanlıkları obeziteyi hastalık olarak kabul etmiş durumda değil. Kabul ettikleri takdirde buna bir bütçe ayırmaları gerekiyor. Sonuç olarak obeziteye hastalık olarak değil de kişinin kendi sorunu olarak görüyorlar. Obezitenin önlenebilmesi ve tedavi edilebilmesi için birçok paydaşla birlikte mücadele etmemiz gerekiyor

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz