19. yüzyılda İngiltere kraliçesi Victoria’nın kendisi gibi taşıyıcı çocukları vasıtasıyla Rusya, Almanya ve Avusturya gibi krallıklara yayılan ve ‘Kraliyet hastalığı’ olarak bilinen Hemofili hastalığı; pıhtılaşma sisteminin bozuk olması nedeniyle vücutta ortaya çıkan her türlü kanamanın zamanında durdurulamaması olarak bilinmektedir.  

İlk belirtilerin doğum süreci zorlu geçen bebeklerde görülen morluklar bazen de kafa içi kanamalar olduğunu söyleyen Türkiye Hemofili Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Zülfikar; Bebeklik döneminde; ağır tip hastalarda emekleme evresinde morarmalar, eklem yerlerinde şişmeler, diş çıkarma dönemlerinde diş eti kanamaları, burun kanamaları görülür. Çocukluk çağında; ise sıklıkla ayak bileği, diz, dirsek eklemlerinde veya çevresindeki kaslarda kanamalar görülür diyor.

Hemofili hastalığının coğrafi ve etnik bir farklılık göstermeksizin her 10.000 doğumdan 1’inde görüldüğünü belirten Prof. Zülfikar, ülkemizde yaklaşık 7 bin, dünyada ise 650 bin kadar hemofili hastasının olduğun tahmin edildiğini söylüyor. Bu hastaların sadece %25’inin modern tedavi olanaklarından yararlanabildiğinin altını çizen Prof. Dr. Bülent Zülfikar, Hastalığın tedavisinin temel hedefi, eksik olan faktörün yerine konması veya bu rolü üstlenebilecek moleküllerin sağlanmasıdır. Hayat boyu süren kanamaya eğilim ve pıhtılaşma bozukluğu ile seyreden hastalığın tedavisi hem hasta hem de ailesi için zorlu bir süreci beraberinde getiriyor. Hastalığın ömür boyu sürmesi ve tedavisinin masraflı olması, çok yönlü multidisipliner bir ekip çalışması ile tedavi yaklaşımını önemli kılıyor diyor.

Prof. Dr. Bülent Zülfikar hemofili tedavisindeki, gelişmeler sayesinde sakatlığa hatta ölüme yol açabilen kanamaların önlenebilmesinin mümkün hale geldiğini belirtiyor ve şunları söylüyor: Son zamanlarda geliştirilen ‘Her hasta aynı değildir’ yaklaşımı ile hastaların yaşam kaliteleri ve ortalama yaşam beklentileri artış gösteriyor. Kişiye özel profilaksi, hastaların önlenebilir kanamalardan kaçınmasına yardımcı olmak için tedaviyi en iyi hale getirerek hastaneye bağımlı kalmadan, kendi ilaçlarını takip ederek sağlıklı yaşıtlarıyla aynı ortamlarda bulunup eğitimlerine devam edebilmesine olanak sağlıyor.”

Son yıllarda, kanama bozukluklarını anlamada ve tedavisinde çok önemli gelişmeler kaydediliyor. 230 yılı aşan köklü geçmişiyle, hastaların en iyi tedaviye ulaşmalarına yönelik arayışlarını sürdüren Takeda, kişiselleştirilmiş tedavi olanakları ile hemofili farkındalığını her geçen gün daha da arttırmak ve hastaların tedavi standartlarını daha ileriye taşımak için bu alanda hizmet veren doktorlar ile birlikte çalışmaya devam ediyor.

Takeda Hakkında:

Takeda, Japonya merkezli, global, değerlerine bağlı, AR-GE odaklı vizyonuyla biyofarmasötik alanında lider bir şirkettir ve bilimi yüksek düzeyde yenilikçi ilaçlara çevirerek hastalara “Daha Sağlıklı, Daha Parlak Bir Gelecek” sunmaktadır. Takeda, AR-GE çalışmalarını dört terapötik alana odaklanmıştır: Onkoloji, Gastroenteroloji, Nörobilim ve Nadir Hastalıklar. Ayrıca, Plazma Kaynaklı Tedaviler ve Aşı alanlarında da hedefe yönelik AR-GE yatırımları yapılmaktadır. Sağlam ve farklı yöntemler içeren bir portföy oluşturmak için geliştirilmiş ortak çalışmalara dayalı AR-GE becerilerini kullanarak ve yeni tedavi seçeneklerinin sınırlarını genişleterek, insanların hayatlarında fark yaratan yüksek düzeyde yenilikçi ilaçlar geliştirmeye odaklanmaktadır. Çalışanlar, hastaların yaşam kalitesini arttırmaya ve yaklaşık 80’den fazla ülke ve bölgede sağlık hizmetleri alanındaki iş ortaklarıyla birlikte çalışmaya kararlıdır.

Daha fazla bilgi için: https://www.takeda.com