Bir yandan hekimlik ve akademisyenlik kariyeri devam ederken diğer yandan da müzikle ilgilenen Prof. Dr. Şansın Tüzün, hayatın akışında tüm bunlarla uğraşırken zorlandığını ama şikayetçi olmadığını söylüyor. Tüzün’e göre; kadınlar doğru planlama ve iyi organizasyonla toplumun her alanında aktif olabilir.

Değerli hocam, kısaca kendinizden ve neler yaptığınızdan bahseder misiniz ?
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı’nda öğretim üyesiyim. Cerrahpaşa’da üç senedir osteoporoz başta olmak üzere lenfödem rehabilitasyonu, kas iskelet sistemi hastalıkları ile alakalı aktif poliklinik yapıyoruz. Tanı, tedavi, izlem konularının yanında ortopedik rehabilitasyonla da uğraşıyorum. Akademisyenliğimin dışında, müzikle ilgileniyorum. “Adım Kadın” adlı bir şarkı projem de oldu. Şu an Youtube içeriklerinde mevcut. İçinde, “Sorma bana var mı senin adın, söyleyemem çünkü benim adım kadın.” sözleri geçen bir şarkı. Ortadoğu barışına adadığım Middle East şarkısına medeniyetler korosu ile birlikte Antakya’da bir klip çekmiştik. Farklı dinlerin bir arada hoşgörüyle yaşamasında etkilendiğimiz için klibi Antakya’da çekmeyi tercih ettik. Avustralya ile ortak bir Gelibolu projesi yaptık. Sözü müziği bana ait bir şarkı. Bu projelerden sonra Avare adında bir maxi single çıkardım. 4 şarkıdan oluşuyor. Şarkıların sözleri yine bana ait, müziklerde ise Goran
Bregovic imzası var. 27 Mart’ta İstanbul’daki ilk konserimi Beyoğlu Jolly Joker sahnesinde vereceğim.

Mesleğiniz gereği çok fazla kadınla temas halindesiniz. Türkiye’de kadın olmak sizin için ne ifade ediyor ve bu noktada gözlemleriniz neler?
Eğitimli olmak, kendi ayakları üzerinde durabilmek kadını her zaman bir adım öne taşıyor. Bunların avantajları var. Kadının eğer ekonomik özgürlüğü yok ise o zaman daha çok sorunları oluyor. Bize gelen hastalarla olan sohbetlerimizden anlıyoruz ki; hala kadına şiddet olayı çok yaygın ve maalesef bu eğitimle alakası olmayan bir sorun. Ben bir psikiyatrist değilim bir fiziyatristim. Ağrıyla uğraşan bir hekimim. Örneğin; fibromiyalji dediğimiz yaygın bir ağrı sendromu vardır. Kadınlarda erkeklere oranla daha sık rastlanıyor. Yurt dışında yapılan çalışmalara göre; özellikle genç kadınlarda oluşan fibromiyalji çocukluk ve ergenlik çağında fiziksel şiddet, taciz ve travmaya uğrayanlarda daha çok görülüyor. Kadın bir hekim olmamın verdiği avantajla kadın hastalarımla bu konuda daha rahat konuşabiliyorum. Ağrılı hastalıkların kökenine indiğimizde daha önce geçirilmiş hem fiziksel travma hem de psikolojik baskıların olduğunu görüyoruz. Şiddet denince biz hep fiziksel şiddeti düşünüyoruz ama bunun ötesinde basit bir söylemler bile birikerek kadında psikolojik yetersizlik duygusu yaratabiliyor. Erkek olmanın hep gücü vurgulanıyor. Bu durum farkında olarak ya da olmayarak kadını etkiliyor.

İş hayatında kadın olduğunuz için herhangi bir zorlukla karşılaştınız mı?
Fizik tedavi camiası, daha çok kadın egemen bir branş. Bu açıdan iş hayatında herhangi bir zorlukla karşılaşmadım. Fakat toplumsal hayatta çeşitli zorluklarla karşılaşıyorum. İş yerinde veya yakın çevrenizde belli bir kariyeriniz olduğu bilinerek size özel davranılıyor ama sosyal hayatta bu kalkan olmadığı için kadınların maruz kaldığı her şeye bizler de maruz kalabiliyoruz. Buna en basit örnek; trafikte kadın olduğum için bir erkeğin bakışlarını üzerimde hissedebiliyorum. Kadın, sosyal hayata adım attığı andan itibaren bu durumla yaşamaya başlıyor. Bazı yerleşmiş kavramlarla çok fazla uğraşmamak gerektiğini düşünüyorum. Onun yerine meselenin daha derinine inmek gerekiyor.
Seçme seçilme hakkı birçok toplumdan önce Türk kadınına verildi. Daha da geriye gittiğinizde bizim kültürümüzde kadın, hatun kişi çok değerlidir. Şu an geldiğimiz noktada kadına verilen değerin azaldığını görüyoruz. Kadın hak ettiği yerde değil.

Hayatınızın bir parçası hekimlik ve akademisyenlik diğer parçada ise müzik var. Bunların dışında sosyal hayat ve aile hayatı da bir taraftan devam ediyor. Bütün bunlara nasıl zaman ayırıyorsunuz?
Akademisyenliğim sırasında müzisyen olduğumu tamamen unutuyorum. Müzik uğraşırken de hekimliğimi unutuyorum. Hekimlik ve akademisyenliğim benim için çok önemli. Fakat müziği de ihmal etmemeye çalışıyorum. İkisini de beraber yürütüyorum. Öncelikleri belirlemek ve bir günü iyi planlamak lazım. Özellikle İstanbul gibi büyük metropollerde zaman çok değerli. Planlamayı yapmak, organize olmak çok önemli. Tabi ki bazı şeylerden feragat etmek gerekebiliyor. Tatil zamanlarımı işime göre ayarlamam gerekebiliyor. Genel olarak baktığımızda zorlanıyorum. Zaman zaman sosyal yaşantım ve aile hayatımdan feragat etmek zorunda kalıyorum ama bu durumdan şikayetçi değilim.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında yapılan etkinliklerin farkındalığı arttırdığını düşünüyor musunuz?
Kadınlar günü giderek daha çok coşkuyla kutlanıyor ve bu güne her geçen yıl daha çok önem veriliyor. Her yıl daha fazla farkındalık yaratıyor ve güçlenerek devam ediyor. Kutlamalar, yürüyüşler, paneller yapılıyor ama bence daha somut şeyler yapılmalı. Bu projeler tüm yıla yayılabilir ve devamlılığı sağlanabilir. Farkındalık çalışmalarının farklı projelerle zenginleşmesi gerekir. Paneller daha toplum temelli olmalı. Genel değil de daha lokal çalışmalar yapmak lazım. Hem sosyal hem hukuksal boyutunun beraber çalışması gerekiyor.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne özel bir mesajınız var mı?
Kadın her yönüyle üstün bir varlık. Kadının mevcut gücü toplumsal hayata yeteri kadar yansıtılamıyor. Kadının potansiyeli ve gücü çok fazla. Bu gücü toplumsal hayata yansıtmak yine toplumların yararına olacaktır. Bu sadece kadına itibar vermek için değil aynı zamanda toplumların gelişmesi için de çok önemli. Daha spesifik bir mesaj vermek gerekirse; kadın cinsiyetinden kendini sıyırmış bağımsız bir birey olmalı. Kadın hangi konuda uzmanlaşırsa uzmanlaşsın, seçtiği meslekte en iyi noktaya gelmeyi hedeflemeli.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz